SGK Maluliyet Raporuna İtiraz Etmemek Usuli Kazanılmış Hak Doğurur mu?
Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulunun 2019/8609 başvuru numaralı İsmail Tuncel kararında bir iş kazası neticesinde açılan maddi tazminat davasında, idari aşamada (SGK) tespit edilen maluliyet oranına başlangıçta itiraz edilmemiş olmasının, yargılama aşamasında Adli Tıp Kurumundan alınan daha yüksek oranlı gerçek maluliyet raporunun hükme esas alınmasına engel teşkil edip etmeyeceği sorunsalına odaklanmaktadır. AYM, derece mahkemelerinin "usuli kazanılmış hak" gerekçesiyle gerçek zararı karşılamaktan kaçınmasını, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak nitelendirmiştir. Bu karar, şekli adaletin maddi adaletin önüne geçemeyeceğini ve usul kurallarının hak arama özgürlüğünü ortadan kaldıracak ölçüde katı yorumlanamayacağını ortaya koymaktadır.
1. GİRİŞ VE BAŞVURUNUN ARKA PLANI
Hukuk devletinin en temel unsurlarından biri, bireylerin uğradığı zararların gerçek boyutuyla tespit edilerek adil bir şekilde tazmin edilmesidir. Ancak Türk borçlar hukuku ve usul hukuku uygulamasında, yargılamaların uzamasını engellemek veya taraflar arasındaki dengeyi korumak amacıyla geliştirilen bazı içtihatlar, zaman zaman maddi gerçeğe ulaşılmasının önünde katı birer engele dönüşebilmektedir.
İsmail Tuncel başvurusuna konu olan somut olayda başvurucu, geçirmiş olduğu iş kazası neticesinde beden gücü kaybına (maluliyet) uğramış ve maddi tazminat davası açmıştır. Dava öncesindeki idari süreçte Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından başvurucunun maluliyet oranı belirli bir düzeyde tespit edilmiştir. Yargılama sürecinde uyuşmazlığın çözümü için başvurulan Adli Tıp Kurumu (ATK) bilirkişi incelemesi sonucunda ise, başvurucunun gerçek maluliyet oranının SGK’nın belirlediği orandan daha yüksek olduğu olgusal olarak tespit edilmiştir.
Ancak ilk derece mahkemesi ve Yargıtay dairesi, içtihat yoluyla geliştirilmiş bir usul kuralını uygulayarak; davacının dava açılmadan önceki süreçte SGK raporuna süresinde itiraz etmemiş olmasını gerekçe göstermiş ve karşı taraf lehine "usule ilişkin kazanılmış hak" oluştuğunu savunmuştur. Bu nedenle, gerçek zararı gösteren yüksek oranlı ATK raporu dikkate alınmamış ve dava düşük oran üzerinden karara bağlanmıştır. Başvurucu, gerçek zararının karşılanmaması ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek AYM’ye bireysel başvuruda bulunmuştur.
2. KABUL EDİLEBİLİRLİK KRİTERLERİ VE DEĞERLENDİRME
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını iki ana başlık altında incelemiştir:
Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali İddiası: Mahkeme, bu iddia yönünden başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir. (AYM, Veysi Ado [GK] kararına atıfta bulunarak bu tür iddialar için öncelikle idari/hukuki tazminat yollarının tükütilmesi gerektiğine hükmetmiştir).
Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali İddiası: Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve diğer kabul edilemezlik kriterlerini taşımayan bu iddia, AYM tarafından kabul edilebilir bulunmuş ve esas yönünden incelenmiştir.
3. ANAYASAL İLKELER VE MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKI
Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" denilerek hak arama özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında da vurgulandığı üzere, mahkemeye erişim hakkı, adil yargılanma hakkının en temel ve ayrılmaz bir unsurudur. Bir mahkemeye başvurma imkanı sunulmuş olsa dahi, mahkemenin usul kurallarını aşırı katı yorumlayarak uyuşmazlığın esasına girmeyi reddetmesi ya da esasa ilişkin somut delilleri şekli kurallarla saf dışı bırakması mahkemeye erişim hakkını özünden zedeler.
Mahkemeye erişim hakkı mutlak bir hak olmayıp, meşru amaçlarla (hukuki istikrar, usul ekonomisi vb.) sınırlandırılabilir. Ancak bu sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca ölçülülük ilkesine uygun olması gerekir. Ölçülülük ilkesi ise üç alt unsurdan oluşur:
Elverişlilik: Sınırlama için seçilen aracın amaca ulaşmaya uygun olması,
Gereklilik: Hedeflenen amaca daha hafif bir sınırlamayla ulaşılamıyor olması,
Orantılılık: Hakka yapılan müdahale ile elde edilmek istenen kamu yararı arasında makul bir dengenin bulunması; bireye aşırı ve olağan dışı bir yük yüklenmemesidir.
4. MAHKEMENİN ESAS YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRMESİ VE "KATİ USUL" ELEŞTİRİSİ
AYM, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) sürelerin belirlenmesi (Md. 90), kesin süre (Md. 94) ve delillerin serbestçe değerlendirilmesi (Md. 198) hükümlerini hatırlatarak hakimin delilleri serbestçe takdir etme yetkisine vurgu yapmıştır.
Somut olayda, uyuşmazlığın çözümü için mahkemece bizzat başvurulan resmi bilirkişi incelemesi (Adli Tıp Kurumu raporu), başvurucunun maluliyetinin ve dolayısıyla iş gücü kaybının aslında çok daha yüksek olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Derece mahkemeleri ise, "idari aşamada SGK raporuna itiraz edilmediği" yönündeki içtihat kökenli usul kuralını, maddi gerçeği dışlayacak şekilde mutlak bir engel olarak konumlandırmıştır.
AYM’ye göre, usul kuralları yargılamanın düzenli yürütülmesi ve hukuki güvenlik için gereklidir; ancak bu kuralların uygulanması bir davanın adil bir şekilde çözülmesini engellememelidir. Mahkemelerin usul şartlarını yorumlarken:
Bir yandan hukuki güvenliği ve yargılamanın düzenli yürütülmesini sağlamayı amaçlaması,
Diğer yandan ise davacının davasının esasına girilmesini engelleyecek düzeyde katı formülcülükten (aşırı şekilcilikten) kaçınması gerekir.
Yüksek Mahkeme, somut olayda uygulanan içtihadın başvurucuyu olağan dışı ve aşırı bir yük altına soktuğuna işaret etmiştir. İş kazasına uğrayan bir işçinin, tıp bilimi ve resmi raporlarla sabit olan gerçek maluliyet oranının, sırf dava öncesi süreçteki bir usuli eksiklik/itirazsızlık nedeniyle yok sayılması, tazminat adaletini tamamen ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla müdahalenin orantılı ve ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır.
5. HUKUKİ ETKİLERİ
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, açıklanan bu gerekçelerle:
Başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
Kararın bir örneğinin, mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili ilk derece mahkemesine gönderilmesine oybirliğiyle karar vermiştir.
Değerlendirme:
İsmail Tuncel kararı, Türk hukukunda usul kurallarının ve özellikle "usuli kazanılmış hak" müessesesinin sınırlarını net bir şekilde çizmiştir. Karar göstermektedir ki, usuli kazanılmış hak ilkesi; kamu düzenini ilgilendiren, kişinin maddi ve manevi varlığını doğrudan etkileyen ve tıp bilimiyle olgusal olarak ispatlanmış olan "gerçek zararın tespiti" ilkelerinin önüne geçemez. Yargı organları, şekli kuralları uygularken adaletin özünü kaçırmamalı, usulü esasa feda etmemelidir. Bu karar, özellikle iş kazaları, trafik kazaları ve bedensel zararlardan kaynaklanan tazminat davalarında, mağdurların gerçek zararlarına ulaşmasını engelleyen katı yargısal içtihatların esnetilmesi ve anayasal haklar lehine yorumlanması adına çok güçlü bir dönüm noktasıdır.
REFEERANSLAR
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, B. No: 2019/8609, T. 21/12/2023 (İsmail Tuncel Başvurusu).
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 13, m. 36.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 90, m. 94, m. 198.
AYM Emsal Kararı: Veysi Ado [GK], B. No: 2022/100837, T. 27/4/2023.
AYM Emsal Kararı: Levent Tütüncü, B. No: 2015/3690, T. 18/7/2018.
Sıkça Sorulan Sorular
AYM’nin İsmail Tuncel (2019/8609) kararının özü nedir?
Kararın özü; iş kazası veya bedensel zararlarda, davacının idari aşamada (SGK) belirlenen düşük maluliyet oranına süresinde itiraz etmemiş olmasının, yargılama sırasında Adli Tıp Kurumunca tespit edilen gerçek (yüksek) maluliyet oranının ve buna bağlı aktüerya hesabının dikkate alınmasına engel teşkil edemeyeceğidir.
Derece mahkemeleri davayı neden reddetmiş veya eksik tazminata hükmetmiştir?
Derece mahkemeleri, davacının idari süreçteki rapora itiraz etmemesini gerekçe göstererek davalı lehine "usuli kazanılmış hak" oluştuğunu savunmuş ve bilirkişinin hesapladığı gerçek yüksek zararı görmezden gelmiştir.
AYM, derece mahkemelerinin bu katı yorumunu hangi anayasal hakkın ihlali saymıştır?
AYM, tıp bilimi ve resmi raporlarla sabit olan gerçek zararın usuli bahanelerle reddedilmesini, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak nitelendirmiştir.
Bu karara göre "Usuli Kazanılmış Hak" ilkesi mutlak bir kural mıdır?
Hayır, mutlak değildir. AYM bu kararla, usul kurallarının maddi gerçeğin ve adaletin önüne geçemeyeceğini, bireyin anayasal haklarını tamamen ortadan kaldıracak ölçüde katı ve şekilci yorumlanamayacağını açıkça ortaya koymuştur.
Kararda geçen "Aşırı Şekilcilik (Katı Formülcülük)" ne anlama gelir?
Yargı organlarının, uyuşmazlığın esasına girip maddi gerçeği ortaya çıkarmak yerine, hukuki kuralları ve usul şartlarını hak arama özgürlüğünü imkansız kılacak derecede sert ve dar yorumlamasıdır.
AYM, müdahalenin ölçülülüğünü incelerken hangi kritere vurgu yapmıştır?
AYM, müdahalenin orantılılık unsurunu incelemiştir. Resmi bilirkişi raporuyla gerçek maluliyeti kanıtlanan bir işçinin hak ettiği tazminattan mahrum bırakılmasının, ona "aşırı ve olağan dışı bir yük" yüklediğini belirtmiştir.
Kararda makul sürede yargılanma hakkı neden incelenmemiştir?
Başvurucu yargılamanın uzun sürdüğünü de iddia etmiştir; ancak AYM, bu iddia yönünden öncelikle iç hukukta tazminat/başvuru yollarının tamamen tüketilmemiş olması gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı vermiştir.
Bu karar sonrasında davanın görüldüğü yerel mahkeme ne yapacaktır?
AYM ihlal kararını ve dosyayı ilgili ilk derece mahkemesine göndermiştir. Mahkeme, AYM kararı doğrultusunda yeniden yargılama açacak, usuli kazanılmış hak engelini kaldırarak aktüerya bilirkişisinin hesapladığı gerçek zarar üzerinden hüküm kuracaktır.
Bu karar sadece iş kazası davalarını mı ilgilendiriyor?
Doğrudan bir iş kazası davasından çıksa da bu karar; trafik kazaları, cismani zararlar, malpraktis (doktor hatası) davaları ve usuli kazanılmış hak ile bilirkişi raporlarının çeliştiği tüm tazminat hukukunu yakından ilgilendiren emsal bir niteliğe sahiptir.
Bu kararın avukatlar ve hak arayanlar için en büyük avantajı nedir?
Davanın başında idari veya eksik raporlara karşı usuli bir itiraz hatası/eksikliği yapılmış olsa bile, yargılama sırasında alınan uzman ve aktüerya bilirkişi raporlarıyla gerçek hakkın sonuna kadar savunulabilmesinin önünü açmıştır.