Konut Sigortasında Hırsızlık Zararları ve İspat Yükü Kime Aittir?

Konut Sigortasında Hırsızlık Zararları ve İspat Yükü Kime Aittir?

Konut sigortaları, ev sahiplerinin en sık başvurduğu sigorta türlerinden biridir. Özellikle hırsızlık gibi ani ve beklenmedik olaylar sonrasında, sigorta şirketinden tazminat talep edilmesi uygulamada sıkça karşılaşılan bir durumdur. Ancak bu tür taleplerde en çok yaşanan uyuşmazlık, hırsızlık olayının gerçekleşip gerçekleşmediği ve bunun kim tarafından ispatlanacağı noktasında ortaya çıkmaktadır.

Bu yazıda, konut sigortasında hırsızlık zararlarına ilişkin temel hukuki mantık, sigorta şirketinin sorumluluğu ve ispat yükünün nasıl belirlendiği ele alınmaktadır.

Konut Sigortasında Hırsızlık Rizikosu Nedir?

Sigorta hukukunda “riziko”, sigorta teminatı altına alınan ve gerçekleştiğinde sigortacının tazminat ödeme borcunu doğuran olayları ifade eder. Konut sigortalarında hırsızlık, kural olarak teminat kapsamına alınan rizikolar arasında yer alır.

Sigorta sözleşmesi yürürlükte olduğu sürece, sigortalı konutta meydana gelen ve sözleşmede teminat altına alınmış bir hırsızlık olayı, sigorta şirketi açısından tazminat yükümlülüğü doğurur. Burada önemli olan husus, olayın sigorta süresi içinde meydana gelmesi ve teminat dışında bırakılan bir durumun bulunmamasıdır.

Sigorta Şirketi Hangi Durumlarda Tazminat Ödemekten Kaçınabilir?

Sigorta şirketi, her hırsızlık iddiasında otomatik olarak tazminat ödemek zorunda değildir. Ancak bunun için bazı koşulların varlığı gerekir. Sigortacı;

  • Olayın gerçekte hiç yaşanmadığını,

  • Bildirilen hırsızlık olayının gerçeğe aykırı olduğunu,

  • Zararın sigorta ettirenin kasıtlı davranışından kaynaklandığını,

  • Ya da hırsızlık olayının sözleşme gereği teminat dışında bırakıldığını

ileri sürüyorsa, bu iddialarını somut ve inandırıcı delillerle ortaya koymak zorundadır.

İspat Yükü Kuralı Neden Önemlidir?

Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri, sigortalının hırsızlık olayını ayrıntılarıyla ve kesin delillerle ispatlamak zorunda olduğu düşüncesidir. Oysa sigorta hukukunda genel kabul gören ilke farklıdır.

Geçerli bir sigorta sözleşmesi mevcutsa ve sigortalı, teminat kapsamındaki bir rizikonun gerçekleştiğini ileri sürüyorsa, rizikonun teminat dışında kaldığını iddia eden taraf bunu ispatlamakla yükümlüdür. Yani sigorta şirketi, tazminat ödemekten kaçınmak istiyorsa, bunun hukuki gerekçesini ortaya koymalıdır.

Bu yaklaşım, sigorta sözleşmesinin doğasına uygundur. Çünkü sigorta ettiren, sözleşme ile riskin gerçekleşmesi ihtimaline karşı güvence satın almıştır. Aksi bir yorum, sigorta sözleşmesini işlevsiz hale getirir.

Kolluk Tutanaklarının Değeri

Hırsızlık olaylarından sonra genellikle kolluk kuvvetlerine başvurulur ve olayla ilgili tutanak düzenlenir. Bu tutanaklar;

  • Olayın bildirildiğini,

  • Yetkili makamların olaya müdahil olduğunu,

  • Hırsızlık iddiasının resmi kayda geçtiğini

gösteren belgelerdir.

Bu tür belgeler, hırsızlık olayının gerçekleştiğine dair güçlü emareler oluşturur. Sigorta şirketinin, bu tür resmi kayıtları görmezden gelerek yalnızca “olay ispatlanamadı” gerekçesiyle tazminattan kaçınması, hukuki dengeyle bağdaşmaz.

Mahkemelerin Yaklaşımı Nasıl Olmalıdır?

Konut sigortasına dayalı hırsızlık davalarında mahkemelerin;

  • Sigorta sözleşmesinin geçerliliğini,

  • Rizikonun teminat kapsamında olup olmadığını,

  • Sigorta şirketinin teminat dışı iddiasını kanıtlayıp kanıtlamadığını

ayrıntılı şekilde değerlendirmesi gerekir.

İspat yükünün yanlış tarafa yüklenmesi, davanın esasına girilmeden reddedilmesine yol açabilir. Bu durum ise sigorta hukukunun koruyucu amacına aykırı sonuçlar doğurur.

Sigorta Sözleşmesi Güvence Amacı Taşır

Konut sigortası, sigortalıyı beklenmedik risklere karşı korumak amacıyla yapılır. Hırsızlık gibi olaylarda, sigorta şirketinin sorumluluktan kaçınabilmesi için soyut iddialar değil, somut ve güçlü deliller ortaya koyması gerekir.

Aksi halde, sigorta sözleşmesi yalnızca kağıt üzerinde kalan bir güvenceye dönüşür. Sigorta hukukunda ispat yüküne ilişkin kuralların doğru uygulanması, hem sigortalının korunması hem de hukuki güvenliğin sağlanması açısından büyük önem taşır.


YARGITAY

17. HUKUK DAİRESİ

Esas Numarası: 2015/11009

Karar Numarası: 2018/1703

Karar Tarihi: 08.03.2018

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, müvekkiline ait, davalıya sigortalı konuttahırsızlık olayı meydana geldiğini, evde bulunan kasanın delinerek açılması sonucunda davacıya ait ziynet eşyalarının çalındığını, davacının kolluk kuvvetlerine başvurduğunu, durumun tutanak düzenlenerek savcılığa intikal ettirildiği açıklayıp, 64.800,00 TL tazminatın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ...Ş. vekili, hırsızlık olayının gerçek dışı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.Davalı ...Ş. yetkili acentesi ..., davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, toplanan delillere göre, hırsızlık olayının ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Dava, konut sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Türk Ticaret Kanunu'nun mal sigortasına ilişkin 1278. maddesine (6102 sy TTK m.1429, 1453) göre, mukavelede aksine hüküm olmadıkça sigortacı sigorta ettiren veya sigortadan faydalanan kimsenin yahut fiillerinden hukuken mesul bulundukları kimselerin kusurlarından doğan hasarların tazminiyle yükümlüdür. Fakat hiçbir halde sigortacı sigorta ettiren veya sigortadan faydalanan kimsenin kasdından doğan hasarları tazmine mecbur olmaz.Diğer taraftan TTK. 1282. maddesi(6102 sy TTK m.1410, 1421) uyarınca sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Yasanın 1281.(6102 sy TTK m.) maddesi hükmüne göre kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. 

Dava konusu olayda davacının evine hırsız girdiği belirtilerek yetkili mercilere müracaatta bulunulmuştur. Mahkemece rizikonun gerçekleştiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de ispat yükü davalı ... şirketinde olup davacının evine hırsız girdiği ve ziynet eşyalarının çalındığı iddiasının aksini davalı ... şirketi ispatlamakla yükümlüdür. Kaldı ki, kolluk tutanaklarından davacının konutunda hırsızlık olayının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, ispat yükünün davacıda bulunduğu kabul kabul edilerek yazılı şekilde yanılgılı gerekçe ve eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiş, işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 8.3.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi