İş kazasında yargılama devam ederken davacının ölmesinin tazminat ve yargılama giderlerine etkisi
İş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davaları, hesaplama yöntemi bakımından son derece karmaşık bir yapıya sahiptir. Tazminat miktarı; maluliyet oranı, kusur dağılımı, SGK tarafından bağlanan gelirlerin peşin sermaye değeri, aktüeryal ömür tabloları ve bakiye ömür gibi birbirinden farklı değişkenlerin bir arada değerlendirilmesiyle belirlenmektedir. Bu değişkenlerin tamamı dava açılırken davacı tarafından tam olarak öngörülebilir nitelikte değildir.
Söz konusu belirsizlik, yargılama sürecinde tarafların hukuki konumunu doğrudan etkileyen bir faktör olarak öne çıkmaktadır. Özellikle uzun süren davalarda yargılama devam ederken davacı tarafın hayatını kaybetmesi, hem tazminat hesabının kapsamını hem de yargılama sonunda hükmedilecek giderlerin dağılımını temelden değiştirmektedir. Türk yargı uygulamasında bu ihtimal bağımsız bir sorun olarak ele alınmış; tazminat hesabının hangi tarihe göre yapılacağı ve reddedilen kısımlar üzerinden davalı yararına vekâlet ücreti takdir edilip edilemeyeceği meselesi ayrıntılı biçimde tartışılmıştır.
II. İŞ KAZASINA DAYALI MADDİ TAZMİNATIN HESAPLANMA YÖNTEMİ
İş kazası sonucunda sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalı işçinin maddi zararı hesaplanırken temel çıkış noktası, işçinin kazadan önceki çalışma gücü ile kaza sonrasında kalan çalışma gücü arasındaki farktır. Bu farka karşılık gelen ekonomik kayıp, işçinin bakiye ömrü süresince uğrayacağı gelir yoksunluğu esas alınarak hesaplanmaktadır.
Hesaplama yapılırken sigortalının maluliyet oranı, kusur dağılımı ve SGK tarafından bağlanan sürekli iş göremezlik gelirinin peşin sermaye değeri birlikte dikkate alınmaktadır. SGK tarafından bağlanan gelirin peşin sermaye değeri, davacının gerçek zararından mahsup edilmekte; kalan miktar ise işverenin kusur oranıyla çarpılarak hükmedilecek tazminat belirlenmektedir. Bunun yanı sıra geçici iş göremezlik ödeneği de yapılan hesaplamada dikkate alınan kalemler arasında yer almaktadır.
Bu yöntemin en önemli özelliği, hesaplama yapılabilmesi için kullanılan verilerin büyük ölçüde dava açıldıktan sonra ortaya çıkmasıdır. Peşin sermaye değeri aktüeryal tablolara ve o günkü teknik faiz oranlarına göre değişmekte, SGK tarafından bağlanan gelir miktarı yargılama süresince artabilmekte, bilirkişi raporları arasındaki katsayı farklılıkları hesaplama sonucunu önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Bu nedenle davacının dava açarken talep ettiği miktar ile mahkemenin sonunda hükmettiği miktar arasında ciddi farklılıklar ortaya çıkabilmektedir.
III. YARGILAMA SIRASINDA DAVACININ ÖLÜMÜNÜN TAZMİNAT HESABINA ETKİSİ
A. Genel İlke
İş kazası geçiren ve sürekli iş göremezliğe uğrayan davacının yargılama devam ederken hayatını kaybetmesi, tazminat hesabının temel parametrelerini kökten değiştirmektedir. Zira tazminat hesabının esasını oluşturan bakiye ömür, davacının fiilen yaşayabileceği süreyle sınırlıdır. Davacının dava sırasında ölmesi halinde, artık aktüeryal tablolara göre belirlenen istatistiki yaşam süresinden söz etmek mümkün olmayıp gerçek ölüm tarihi belirleyici olmaktadır.
B. Hesaplama Döneminin Sınırlanması
Davacının yargılama sırasında ölmesi durumunda mahkeme, tazminat hesabını davacının gerçek ölüm tarihiyle sınırlamak zorundadır. Başka bir ifadeyle, davacının hayatta olduğu varsayımıyla bakiye ömrü esas alınarak yapılan hesaplama artık geçerliliğini yitirmekte; hesap bilirkişisinden bu kez ölüm tarihine kadar olan dönemi kapsayan ek bir rapor düzenlenmesi talep edilmektedir.
Bu yaklaşım hem hukuken hem de mantıksal olarak zorunludur. Tazminat, davacının fiilen uğradığı zararı karşılamayı amaçlar. Davacı hayatta değilse, ölüm tarihinden sonraki dönem için gelir yoksunluğundan söz edilemeyeceğinden, bu dönemi kapsayan zarar hesabı da yapılamaz. Ölüm tarihinden sonraki döneme ilişkin hesaplanan miktar, davacının gerçek zararını değil varsayımsal bir zararı temsil etmektedir.
C. Mirascıların Davayı Devralması
Davacının yargılama sırasında ölümü halinde dava kendiliğinden sona ermemekte; mirasçılar yargılamaya dahil olarak davayı devralmaktadır. Ancak mirasçıların devralabildiği, yalnızca davacının ölüm tarihine kadar hak kazandığı alacaklar ve bu alacaklara ilişkin talepler olup ölüm tarihinden sonraki döneme ait tazminat kalemleri mirasçılar tarafından bu dava kapsamında ileri sürülemez. Bu çerçevede ölüm tarihine kadar hesaplanan ve kurum tahsislerinden geriye kalan miktar, mirasçılar tarafından talep edilebilir hale gelmektedir.
IV. YARGILAMA GİDERLERİ VE VEKÂLET ÜCRETİNİN HUKUKI NİTELİĞİ
A. Yargılama Giderlerinin Kapsamı
Yargılama giderleri, bir davanın görülüp sonuçlandırılabilmesi için ödenmek zorunda kalınan tüm giderleri kapsamaktadır. Bu giderler genel olarak harçlar, masraflar ve vekâlet ücreti olmak üzere üç ana başlık altında incelenmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesi yargılama giderlerini ayrıntılı biçimde düzenlemiş; vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunan vekâlet ücreti de bu kapsamda açıkça sayılmıştır.
Yargı, devletin temel işlevlerinden birini oluşturmakta ve bu yolla sunulan adalet hizmeti, kamusal niteliği itibarıyla özel bir önem taşımaktadır. Yargılama giderleri ise bu kamusal hizmetin yürütülebilmesi için taraflarca katlanılan mali yükleri ifade etmektedir.
B. Vekâlet Ücretinin Fer'i Niteliği
Vekâlet ücreti, HMK'nın 323/1-(ğ) maddesi uyarınca yargılama gideri sayılmakla birlikte müstakil bir varlığa sahip değildir. Söz konusu ücret, ait olduğu davanın konusunu oluşturan hak ve alacağa sıkı sıkıya bağlı fer'i bir hak niteliği taşımaktadır. Bu bağlılığın sonucu olarak, vekâlet ücreti hakkındaki kararın da asıl hak hakkındaki kararla birlikte şekillenmesi gerekmektedir.
C. Vekâlet Ücretine Hükmedilebilmesinin Koşulları
Mahkeme tarafından vekâlet ücretine hükmedilebilmesi için, davayı kazanan tarafın kendisini bir vekil aracılığıyla temsil ettirmiş olması zorunludur. Davayı bizzat takip eden ve kazanan taraf yararına, karşı tarafın avukatla temsil edilmiş olmasına bakılmaksızın, vekâlet ücretine hükmedilemez. Hükmedilecek vekâlet ücretinin hesabında ise taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılan ücret değil, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi esas alınmaktadır.
D. "Haksız Çıkan Taraf" İlkesi ve Sınırları
HMK'nın 329. maddesi, yargılama giderlerinin davada haksız çıkan tarafa yükletilmesi ilkesini benimsemiştir. Haksız davranışın bütün sonuçlarıyla birlikte o davranışı gerçekleştiren kişiye yüklenmesi, hukukun genel ilkelerindendir. Bu ilkenin bir yansıması olarak davayı kaybeden tarafın, karşı tarafın yaptığı makul yargılama giderlerini karşılaması beklenmektedir.
Ne var ki bu ilkenin sınırsız biçimde uygulanması bazı durumlarda adaletsiz sonuçlara yol açabilmektedir. Özellikle talebin reddiyle sonuçlanan kısmın, davacının kendi kusurundan ya da hukuka aykırı bir davranışından değil; dava açılırken öngörülmesi mümkün olmayan dışsal değişkenlerden kaynaklandığı hallerde, reddedilen kısım üzerinden karşı taraf yararına vekâlet ücreti takdir edilmesi hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurmaktadır.
V. TAKDİRİ VE KANUNİ İNDİRİMLER NEDENİYLE KISMEN RED HALİNDE VEKÂLET ÜCRETİ SORUNU
A. İndirimlerden Kaynaklanan Ret
İş kazasına dayalı tazminat davalarında talebin reddedilen kısmı çoğunlukla davacının kusurlu davranışından veya gerçeğe aykırı bir talepten kaynaklanmamaktadır. Reddin temel nedeni; yargılama süresince değişen peşin sermaye katsayıları, SGK tahsislerindeki artışlar ya da 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51. ve 52. maddeleri uyarınca yapılan takdiri ve hakkaniyet indirimleridir. Bu tür indirimler; fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri gibi kalemlerde de söz konusu olabilmekte; ayrıca Borçlar Kanunu'nun işçiyi koruyucu hükümlerinden kaynaklanan yüzde beş fazla ödeme sınırlamalarında da karşımıza çıkmaktadır.
B. Öngörülemeyen Ret Gerekçeleri Karşısında Vekâlet Ücreti
Dava açılırken veya ıslah yoluyla talep artırılırken, mahkemenin ileride ne oranda indirim yapacağı ya da peşin sermaye değerinin ne düzeyde hesaplanacağı davacı tarafından bilinememektedir. Bu belirsizlik, davacının talebini gerçekçi biçimde sınırlandırmasına imkân tanımamakta; davacı ancak bildiği maluliyet oranı ve elindeki veriler ışığında talepte bulunabilmektedir.
Bu durumda reddedilen kısım üzerinden davalı yararına yüksek miktarlarda nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi, özellikle seri davalarda ciddi bir haksızlık yaratmaktadır. Kimi zaman reddedilen küçük bir miktar üzerinden hesaplanan vekâlet ücreti, davacının hüküm altına alınan alacak miktarını aşabilmektedir. Bu sonuç, yargılama giderlerine ilişkin ilkelerin ruhuna ve hakkaniyet anlayışına açıkça aykırıdır.
C. Türk Yargı Uygulamasındaki Gelişim
Türk yargı uygulaması bu konuda zaman içinde belirgin bir değişim geçirmiştir. Başlangıçta fazla çalışma, hafta tatili ve benzeri kalemlerdeki indirimler nedeniyle reddedilen miktarlar bakımından davalı yararına vekâlet ücreti takdir edilmekte; buna karşılık Borçlar Kanunu'nun hakkaniyet ve takdir indirimlerine ilişkin hükümlerinden ya da peşin sermaye değerinin yükselmesinden kaynaklanan ret gerekçelerinde ise vekâlet ücretine hükmedilmemekteydi. Bu ikili uygulamanın yarattığı tutarsızlık, vekâlet ücretinin yüksek olduğu dönemlerde işçiler aleyhine son derece ağır sonuçlar doğurmuştur.
Yerleşik uygulama değerlendirmeye tabi tutulduğunda, her türlü indirim kaynaklı ret gerekçesinde davalı yararına vekâlet ücretine hükmedilmesinin adaletsiz sonuçlara yol açtığı sonucuna varılmıştır. Bu doğrultuda fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinden yapılan indirimler nedeniyle reddedilen miktarlar bakımından da davalı yararına vekâlet ücreti takdir edilmemesi gerektiği kabul edilmiştir. Borçlar Kanunu'nun 51., 52., 182/son ve 408/son madde uygulamalarından kaynaklanan kısmi ret hallerinde de aynı ilke benimsenmiştir.
VI. DAVACININ YARGILAMA SIRASINDA ÖLMESİ HALİNDE VEKÂLET ÜCRETİ SORUNUNUN ÖZEL BOYUTU
Davacının yargılama sırasında ölmesi, yukarıda açıklanan genel ilkelerin ötesinde ayrı bir değerlendirmeyi gerektirmektedir. Bu ihtimalde tazminat talebinin büyük ölçüde reddine yol açan faktör, ne davacının kusuru ne de hatalı bir talep kalemidir. Ret, davacının beklenmedik biçimde ve hesaplama döneminin ortasında hayatını kaybetmesinden kaynaklanmaktadır.
Davacı, bilinen maluliyet oranını ve istatistiki bakiye ömrünü göz önünde bulundurarak talepte bulunmuştur. Bu talep dava açıldığı anda hem hukuken dayanağa sahiptir hem de fiilen gerçekçidir. Davacının yargılama süresince hayatını kaybedeceği ise ne davacı tarafından ne de mahkemece önceden öngörülebilir bir durum değildir. Yaralanmanın niteliği ve maluliyet oranı, başlı başına ölüm riskini artıran bir etken olmadığı sürece bu ölümün davacıya atfedilebilecek bir kusur ya da ihmalden kaynaklandığı da söylenemez.
Bu koşullar altında, ölüm tarihiyle sınırlı tutulmuş hesaplama nedeniyle reddedilen kısım üzerinden davalı yararına vekâlet ücreti hükmedilmesi, hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Reddedilen miktar, davacının hatalı bir talepte bulunmasından değil; tahmin edilemeyen bir yaşam olayından, yani ölümden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bu miktarı reddeden mahkeme kararı, davalıya tanınacak bir avantajın değil; öngörülemeyen bir olgunun yargısal yansımasıdır.
Öğretide de belirtildiği üzere; maddi tazminat talebinin reddi, yargılama sırasında ortaya çıkan katsayı değişiklikleri sonucu sigorta tahsislerinin peşin sermaye değerindeki artışlardan kaynaklandığında ve davacının dava açarken bu hususu bilebilmesi mümkün bulunmadığında, reddedilen miktar üzerinden davalı yararına vekâlet ücreti takdir edilemez. Aynı mantık, davacının yargılama sırasında beklenmedik biçimde ölmesi nedeniyle hesaplamanın daraltıldığı ve talebin bu yüzden reddedildiği hallerde de aynen geçerlidir.
VII. SONUÇ
İş kazasına dayalı tazminat davalarında davacının yargılama sırasında hayatını kaybetmesi, hem maddi tazminat hesabının kapsamı hem de yargılama giderlerinin paylaşımı bakımından belirleyici sonuçlar doğurmaktadır.
Tazminat hesabı bakımından temel ilke şudur: Davacı yargılama devam ederken ölmüşse, hesaplama bakiye ömre göre değil; fiili ölüm tarihine göre yapılmalıdır. Bu yaklaşım, tazminatın gerçek zararı karşılaması ilkesinin doğal bir gereğidir.
Yargılama giderleri bakımından ise şu ilke geçerlidir: Reddedilen kısım davacının kusurlu davranışından veya gerçeğe aykırı bir talepten değil; dava açıldıktan sonra ortaya çıkan ve önceden öngörülmesi mümkün olmayan bir olguden kaynaklanıyorsa, bu kısım üzerinden davalı yararına vekâlet ücreti takdir edilmesi hakkaniyete aykırıdır. Davacının yargılama sırasında ölmesi, hiç şüphesiz bu nitelikteki öngörülemeyen olgular arasında yer almaktadır.
Bu iki ilkenin bir arada uygulanması; hem hesaplama yöntemi hem de yargılama giderlerinin paylaşımı bakımından işçiyi, başından beri gerçekçi ve hukuka uygun biçimde kullandığı dava hakkı nedeniyle ek mali yüklerle karşı karşıya bırakmaktan korumaktadır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin zaman içinde yükselmesi ve özellikle seri iş kazası davalarındaki yoğunluk gözetildiğinde, bu ilkelerin tutarlı biçimde uygulanması işçi lehine korumanın fiilen anlam taşıması açısından vazgeçilmez bir öneme sahiptir.
Sıkça Sorulan Sorular
Davacı iş kazası davası sürerken ölürse tazminat hesabı nasıl yapılır?
Tazminat, davacının istatistiki bakiye ömrüne göre değil; fiili ölüm tarihine göre yeniden hesaplanır. Ölüm tarihinden sonraki dönem hesaba dahil edilmez.
Davacının yargılama sırasında ölmesi halinde davaya kim devam eder?
Dava kendiliğinden sona ermez; mirasçılar yargılamaya dahil olarak davayı devralar ve yalnızca ölüm tarihine kadar hak kazanılan alacaklar talep edilebilir.
Reddedilen tazminat miktarı üzerinden davalı yararına vekâlet ücreti hükmedilir mi?
Ret, davacının kusurundan değil yargılama sırasında öngörülemeyen bir olguden —örneğin ölümden— kaynaklanıyorsa, reddedilen kısım için davalı yararına vekâlet ücreti takdir edilemez.
SGK'nın bağladığı gelirin peşin sermaye değeri tazminat hesabını nasıl etkiler?
SGK tarafından bağlanan gelirin peşin sermaye değeri, davacının gerçek zararından mahsup edilir. Bu değer yargılama süresince artabildiğinden, dava açılırken öngörülemeyen bir ret gerekçesine dönüşebilir.
İş kazası tazminat davalarında vekâlet ücretine ilişkin temel ilke nedir?
Davacının önceden bilemeyeceği nedenlerle —peşin sermaye değeri artışı, katsayı değişikliği veya ölüm gibi— talebin bir kısmı reddedilmişse, bu ret nedeniyle davalı yararına vekâlet ücretine hükmedilmesi hakkaniyete aykırıdır.