İnançlı İşlem (İnanç Sözleşmesi) Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davaları
Hukuk sistemimizde inançlı işlemler, bir kişinin (inanılan), diğer bir kişiye (inanan) ait bir hakkı veya mal varlığını, belirli bir amaç doğrultusunda ve ileride iade edilmek üzere devraldığı hukuki ilişkilerdir. Özellikle taşınmaz mülkiyetinin teminat amacıyla devredildiği durumlarda, taraflar arasındaki borç-alacak ilişkisi sona erdiğinde taşınmazın geri verilmesi yükümlülüğü doğmaktadır. Bu tür uyuşmazlıklar, "inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil" davalarının konusunu oluşturmaktadır.
İnançlı İşlemin Tanımı ve Temel Dayanağı
İnançlı işlem, inananın bir hakkı inanılana devrettiği, inanılanın ise bu hakkı inananın talimatları doğrultusunda kullanmayı ve amaç gerçekleştiğinde iade etmeyi taahhüt ettiği bir sözleşmedir. Uygulamada en sık karşılaşılan örnek, bir borca karşılık taşınmazın teminat olarak devredilmesidir. Taraflar arasındaki bu ilişki, mülkiyetin naklini sağlayan resmi sözleşmenin yanı sıra, devrin amacını ve iade koşullarını içeren bir "inanç sözleşmesi"ne dayanır.
Teminat Amaçlı Taşınmaz Devri ve İade Şartları
Borç ilişkilerinde, alacaklının alacağını güvence altına almak istemesi durumunda taşınmaz devri bir yöntem olarak kullanılabilmektedir. Davacı taraf, bir yakınının veya kendisinin borcunu ödemek amacıyla borç alıp, bu borca karşılık taşınmazını "borç ödenince geri verilmesi" şartıyla devretmiş olabilir. Bu noktada mülkiyet, inançlı işlem kuralları çerçevesinde inanılana geçer ancak bu geçiş kalıcı bir satış amacı taşımaz; aksine teminat işlevi görür. Borç tamamen ödendiği takdirde, inanılanın taşınmazı iade etme yükümlülüğü doğar.
Yargıtay’ın İnançlı İşlemlere İlişkin Yaklaşımı
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2015/4541 E. ve 2017/6294 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı isteklerde mahkemenin öncelikle taraflar arasındaki borç-alacak dengesini ve edimlerin yerine getirilip getirilmediğini titizlikle incelemesi gerekmektedir.
Yüksek Mahkeme'ye göre; inançlı işleme dayalı olarak bir taşınmazın devredildiği durumlarda, uyuşmazlığın çözümü için mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 81. maddesi (yürürlükteki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesi) hükmü göz önünde bulundurulmalıdır. İlgili madde uyarınca; karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifasını isteyen tarafın, kendi borcunu ifa etmiş veya ifasını teklif etmiş olması şarttır.
Karşılıklı Edimlerin İfası ve Depo Kararı
İnançlı işlem davalarında, davacının tapu kaydının iptali ile kendi adına tescilini isteyebilmesi için, teminat altına alınan borcun miktarının net bir şekilde saptanması büyük önem taşır. Yargıtay kararı ışığında izlenmesi gereken usul şu şekildedir:
Borç Miktarının Saptanması: Mahkeme, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, taşınmazın devrine neden olan asıl borç miktarını belirlemek zorundadır.
Ödeme Şartı ve Depo Emri: Eğer borcun tamamen ödenmediği veya bir kısmının bakiye kaldığı saptanırsa, mahkemenin davacı tarafa bu miktarı mahkeme veznesine depo etmesi için süre ve önel vermesi gerekir. Borç miktarı depo edildikten sonra davanın esası hakkında bir karar verilmelidir.
İspat Vasıtaları ve Delillerin Değerlendirilmesi
İnançlı işlem iddialarının ispatı, hukukumuzda özel kurallara tabidir. İnanç sözleşmesinin kural olarak yazılı bir belge ile ispatlanması gerekir. Ancak yazılı delil bulunmadığı hallerde, delil başlangıcı sayılabilecek belgeler veya tarafların kabulü (ikrar) ile ispat süreci yürütülebilir.
Yargılama sürecinde;
Tarafların ibraz ettiği senetler,
Ödeme belgeleri,
Tanık beyanları (şartları varsa),
Yemin teklifi,
gibi deliller dosyaya dahil edilir. Özellikle taraflardan birinin borç miktarı veya ödeme hususunda diğer tarafa yemin teklif etmesi ve bu yeminin eda edilmesi, mahkemenin vicdani kanaati ve hükmün kurulması üzerinde doğrudan etkilidir. Ancak her halükarda, borç miktarının tam olarak netleştirilmeden davanın reddine karar verilmesi, Yargıtay tarafından "yanılgılı değerlendirme" olarak kabul edilmektedir.
İnançlı işlem sebebiyle açılan tapu iptali ve tescil davaları, şekli mülkiyetin ötesinde tarafların gerçek iradelerinin sorgulandığı davalardır. Yargıtay'ın istikrarlı uygulaması, borcun ödenmesi kaydıyla taşınmazın iade edileceği inancıyla yapılan devirlerde, davacının borcunu ödeme iradesinin korunması yönündedir. Eğer borç henüz ödenmemişse, mahkemenin bu miktarı depo ettirerek sonucuna göre karar vermesi, hakkaniyet ve hukuki güvenlik ilkesinin bir gereğidir.
Sıkça Sorulan Sorular
İnançlı işlem nedeniyle tapu iptali davası hangi durumlarda açılır?
Bir taşınmazın borca karşılık teminat olarak devredilmesi veya bir hakkın ileride iade edilmek üzere inanılan kişiye devredildiği durumlarda, amaç gerçekleşmesine rağmen tapu iade edilmezse bu dava açılır.
Teminat olarak devredilen taşınmazın geri alınması için borcun ödenmiş olması şart mıdır?
Evet, mülkiyetin iadesi için teminat altına alınan borcun tamamen ödenmiş olması gerekir. Ancak borç henüz ödenmemişse, mahkemece belirlenen borç tutarının vezneye depo edilmesi şartıyla da tapu iptali kararı verilebilir.
İnançlı işlem iddiası mahkemede nasıl ispat edilir?
İnançlı işlemler kural olarak yazılı delille ispatlanmalıdır. Yazılı bir sözleşme yoksa, delil başlangıcı sayılan belgeler, banka kayıtları veya tarafların kabulü ile ispat mümkündür; bu imkanların olmadığı durumlarda yemin deliline de başvurulabilir.
Borcun bir kısmının ödenmiş olması tapu tescili için yeterli midir?
Sadece kısmi ödeme yeterli değildir. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmeler gereği, taşınmazı geri isteyen tarafın kendi borcunun tamamını ifa etmiş olması veya bakiyeyi mahkemece belirlenen süre içinde depo etmesi şarttır.