Bozmadan Sonra Verilen Yeni Hükme Dayalı Alacakların İcrası ve Takip Usulü
İlamlı icra takiplerinde mahkeme kararlarının icrası, alacaklının hakkına en kısa sürede kavuşmasını sağlamak amacıyla düzenlenmiş özel kurallara tabidir. Ancak uygulamada, icra takibine dayanak yapılan bir ilamın temyiz incelemesi sonucunda bozulması ve bozma sonrası yeni bir hüküm verilmesi hâlinde takip sürecinin nasıl devam edeceği önemli tartışmalara yol açmaktadır. Özellikle alacaklının bozma sonrasında verilen yeni ilama dayanarak yeniden icra takibi başlatıp başlatamayacağı veya mevcut takibe devam edip edemeyeceği, icra hukuku bakımından sıkça karşılaşılan bir uyuşmazlık konusudur.
Bu mesele, İcra ve İflas Kanunu’nun 40. maddesinde düzenlenen “bozma hâlinde icra işlemlerinin durması” kuralı ile usul ekonomisi ilkesi çerçevesinde değerlendirilmekte olup, konuya ilişkin içtihatlar Yargıtay tarafından ayrıntılı şekilde açıklığa kavuşturulmuştur. Özellikle Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/8-1870 Esas, 2020/365 Karar sayılı ilamı, bozma sonrası verilen yeni hükümlerin icra takibine nasıl yansıtılması gerektiği konusunda önemli tespitler içermektedir.
İlamlı İcra Takibinin Hukuki Niteliği
İlamların icrası, İcra ve İflas Kanunu’nun 24 ila 41. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler uyarınca, mahkeme kararlarının icra edilebilmesi için kural olarak kesinleşme şartı aranmaz. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447. maddesinin göndermesi ile uygulanmaya devam eden HUMK’un 443. maddesi gereğince temyiz edilmiş olması da tek başına icranın durmasına neden olmaz.
Bu çerçevede bir mahkeme kararına dayanılarak icra takibi başlatılmış olsa bile, kararın temyiz edilmesi icra işlemlerinin otomatik olarak durması sonucunu doğurmaz. İcra işlemleri devam ederken Yargıtay incelemesi sürdürülür ve borçlu lehine icranın geri bırakılması kararı verilmediği sürece takip işlemleri yürütülmeye devam eder.
İlamın Bozulmasının İcra Takibine Etkisi
İcra ve İflas Kanunu’nun 40. maddesi, ilamın bozulması hâlinde icra işlemlerinin durumunu açık biçimde düzenlemektedir. Söz konusu hükme göre:
“Bir ilâmın bölge adliye mahkemesince kaldırılması veya temyizen bozulması icra muamelelerini olduğu yerde durdurur.”
Bu hüküm doğrultusunda, ilamın bozulması icra takibini ortadan kaldırmaz; yalnızca icra işlemlerinin devamını durdurur. Başka bir ifadeyle, takip iptal edilmez, ancak icra işlemleri geçici olarak askıya alınır.
Dolayısıyla bozma kararı verilmesi hâlinde, mevcut takip dosyası tamamen hükümsüz hâle gelmez. Takip süreci yalnızca bulunduğu aşamada durur ve bozma sonrası yapılacak yargılama sonucuna göre yeniden hareket kazanabilir.
Bozma Sonrası Verilen Yeni Hükmün Takibe Etkisi
Bozma kararından sonra mahkeme tarafından yeni bir hüküm verilmesi durumunda alacaklı, bu yeni hükmün icrasını talep edebilir. Ancak bu noktada hangi usulün izleneceği uygulamada tartışma konusu olmuştur.
Yargıtay içtihatlarında kabul edilen ilkeye göre, bozma sonrasında verilen yeni hüküm doğrultusunda alacaklı tarafından mevcut takibe devam edilmesi mümkündür. Bu durumda alacaklı, yeni bir icra takibi başlatmak yerine, duran takibe devam ederek yeni hükümden doğan alacağını talep etmelidir.
Bu yaklaşımın temel gerekçesi usul ekonomisi ilkesidir.
Usul Ekonomisi İlkesi ve İcra Hukukundaki Yeri
Usul ekonomisi ilkesi, Anayasa’nın 141. maddesinde yer alan ve yargılamanın en az giderle ve mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını amaçlayan temel bir ilkedir. Bu ilke, yalnızca yargılama faaliyetlerinde değil, icra takiplerinde de uygulanır.
Takip hukukunda usul ekonomisinin üç temel unsuru bulunmaktadır:
Takibin makul sürede tamamlanması
Takibin gereksiz masraf doğurmaması
Takip işlemlerinin düzenli ve sistemli şekilde yürütülmesi
Bu çerçevede, aynı alacak için birden fazla takip yürütülmesi icra sürecinde karmaşaya neden olabileceği gibi gereksiz giderlerin ortaya çıkmasına da yol açabilir. Özellikle faiz başlangıcı, yapılan ödemelerin mahsubu ve borç miktarının hesaplanması gibi konular bakımından birden fazla takip dosyasının bulunması uygulamada ciddi sorunlara sebep olabilmektedir.
Bozma Sonrası Yeni Takip Başlatılması Sorunu
Bozma sonrası verilen yeni ilama dayanarak ikinci bir icra takibi başlatılması, uygulamada borçlular tarafından çoğu zaman mükerrer takip iddiasıyla şikâyet konusu yapılmaktadır.
İncelenen Yargıtay kararında da benzer bir durum söz konusudur. İlk takipte alacaklı lehine 500 TL vekâlet ücretine hükmedilmiş, bu ilama dayanılarak icra takibi başlatılmıştır. Ancak karar Yargıtay tarafından bozulmuş ve bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda alacaklı lehine bu kez 13.150 TL vekâlet ücretine hükmedilmiştir.
Alacaklı bu yeni ilama dayanarak ikinci bir icra takibi başlatmıştır. Borçlu ise ilk takip dosyası mevcutken ikinci bir takip başlatılmasının mükerrer olduğunu ileri sürerek şikâyet yoluna başvurmuştur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı
Uyuşmazlık Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gelmiş ve kurul şu sonuca ulaşmıştır:
T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2017/8-1870
KARAR NO : 2020/365
“Usul ekonomisi ilkesi gereğince, takibe dayanak ilamın bozulması üzerine bozmaya uyularak verilen yeni ilamın icrası, alacaklının duran takibe devam etmesi ve borçluya fark alacakları için icra emri gönderilmesi ile mümkündür.”
Kurul, bozma sonrasında verilen yeni ilamın icrası için mevcut takibe devam edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu durumda alacaklı, yeni ilamdan doğan fark alacağını borçluya gönderilecek icra emri ile talep edebilecektir.
Muhtıra Değil İcra Emri Gönderilmesi Gereği
Kararda dikkat çekici bir diğer husus, fark alacaklarının tahsilinde gönderilecek belgeye ilişkindir. Önceki bozma kararında “muhtıra gönderilmesi” ifadesi yer almakla birlikte, Hukuk Genel Kurulu bu ifadenin doğru olmadığını belirtmiştir.
Kurula göre fark alacaklarının tahsilinde borçluya icra emri gönderilmesi gerekir. Bu nedenle bozma kararındaki “muhtıra” ibaresi yerine “icra emri” ibaresinin kullanılması gerektiği kabul edilmiştir.
Bu tespit, ilamlı icra takiplerinde takip işlemlerinin usulüne uygun yürütülmesi bakımından önem taşımaktadır.
İkinci Takip ve Mükerrerlik Değerlendirmesi
Hukuk Genel Kurulu ayrıca önemli bir noktaya daha değinmiştir. İlk ilamın bozulmasıyla birlikte o ilam hukuki varlığını yitirdiğinden, sonradan başlatılan ikinci takip teknik anlamda mükerrer takip olarak değerlendirilemez.
Buna rağmen, usul ekonomisi ilkesi gereği yeni bir takip başlatılması yerine mevcut takibin devam ettirilmesi daha uygun kabul edilmiştir. Bu yaklaşım, takip sürecinin daha düzenli ve hızlı yürütülmesini sağlamayı amaçlamaktadır.
Sonuç
İcra ve iflas hukukunda mahkeme kararlarının icrası belirli usul kurallarına bağlıdır. İcra takibine dayanak yapılan bir ilamın Yargıtay tarafından bozulması hâlinde icra işlemleri tamamen ortadan kalkmaz; yalnızca durur. Bozma sonrasında verilen yeni hüküm doğrultusunda alacaklı, duran takibe devam ederek alacağını talep edebilir.
Bu durumda alacaklının yeni bir icra takibi başlatması yerine mevcut takip dosyası üzerinden işlemlere devam etmesi ve yeni hükümden doğan fark alacakları için borçluya icra emri gönderilmesi gerekir. Bu yöntem hem takip hukukunun düzenli işlemesini sağlar hem de usul ekonomisi ilkesine uygun düşer.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/8-1870 Esas ve 2020/365 Karar sayılı ilamı, bozma sonrası verilen yeni hükümlerin icra sürecine nasıl yansıtılması gerektiğini açıklığa kavuşturarak uygulamada ortaya çıkan tereddütleri önemli ölçüde gidermiştir.
T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2017/8-1870
KARAR NO : 2020/365
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L A M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul 9. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 15/10/2015
NUMARASI : 2015/497 - 2015/862
DAVACI/ALACAKLI : G. Denizcilik Gayrımenkul İnşaat San. ve Tic. A.Ş. vekili Av. F.A.
DAVALI/BORÇLU : H.G. vekili Av. B.A.S.
1. Taraflar arasındaki "şikâyet" isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, İstanbul 9. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen şikâyetin reddine ilişkin karar borçlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.
2. Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. İNCELEME SÜRECİ
Borçlu İstemi:
4. Borçlu vekili 20.11.2013 tarihli şikâyet dilekçesinde; alacaklı vekili tarafından müvekkili aleyhine başlatılan İstanbul 34. İcra Dairesinin 2013/2.9.2 E. sayılı ilamlı icra takibine (ikinci takip) dayanak ilamın daha önce İstanbul 21. İcra Dairesinin 2011/1.2.8 E. sayılı dosyasında (ilk takip) icra takibine konu edildiğinden şikâyete konu ikinci icra takibinin mükerrer olduğunu, müvekkili tarafından İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/2.8 E. sayılı dosyasında açılan tasarrufun iptali davasının reddedildiğini ve davalılar lehine 1.000 TL vekâlet ücretine hükmedildiğini, ilamda davalı olan Hasan G.'nun kendi hissesine düşen 500 TL vekâlet ücreti için ilk takip dosyasında ilamlı icra takibi yaptığını, bu icra takibinde tehiri icra talebinde bulunarak teminat mektubu sunduklarını, Yargıtay tarafından icra takibine dayanak ilam bozulduğundan ilk icra takibinin durduğunu ve hâlen teminat mektubunun takip dosyasında bulunduğunu, bozmadan sonra İstanbul 45. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/96 E. sayılı dosyasında yapılan yargılamada mahkemece bozma kararına uyularak davanın kısmen kabulü ile davalı Hasan G. lehine 13.150 TL vekâlet ücretine hükmedildiğini ve hükmedilen vekâlet ücreti için ikinci takip dosyasında ilamlı icra takibi yapıldığını, bozmadan sonra alınan ilamın ilk takip dosyasına ibraz edilerek yeni ilama göre işlem yapılması gerektiğinden yeni bir takip başlatılamayacağını belirterek İstanbul 34. İcra Dairesinin 2013/2.9.2 E. sayılı icra takibinin (ikinci takibin) mükerrerlik nedeniyle iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Alacaklı Cevabı:
5. Alacaklı vekili 19.12.2013 tarihli cevap dilekçesinde; İstanbul 21. İcra Dairesinin 2011/1.2.8 E. sayılı icra takibinin dayanak ilamın bozulması ile durduğunu, İstanbul 45. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/96 E. sayılı kararı yeni bir karar olduğundan yeni bir icra takibi başlatılmasının hukuka aykırı olmadığını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.11.2009 tarihli ve 2009/12-452 E., 2009/466 K. sayılı kararına göre yeni takip yapılmasına engel bulunmadığını savunarak şikâyetin reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. İstanbul 9. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 31.12.2013 tarihli ve 2013/946 E., 2013/1211 K. sayılı kararı ile; ilk ilamın takibe konulduğu İstanbul 21. İcra Dairesinin 2011/1.2.8 E. sayılı icra takibinde borçlu tarafından İcra ve İflas Kanunu (İİK)'nun 48. (40) maddesi gereğince icranın durdurulması için talepte bulunulduğu ve icra müdürünün 02.02.2012 tarihli kararı ile borçlunun talebinin kabul edildiği, bu kararla birlikte takibin etki ve sonuçlarının takip konusu 500,00 TL ile sınırlı olarak ortadan kaldırıldığı, dolayısıyla alacaklının ikinci ilamı İstanbul 34. İcra Dairesinin 2013/2.9.2 E. sayılı dosyasında icra takibine koymasında hukuka aykırılık bulunmadığı, hem İİK'nın 40. maddesi gereğince ilk takibi etkisiz kılmanın hem de ikinci ilamdan neşet eden hakları korumaya yönelik talebi kısıtlamanın veya ortadan kaldırmaya yeltenmenin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)'nun 2. maddesi ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 29. maddesi ile bağdaşmayacağı gerekçesiyle şikâyetin reddine evrak üzerinden karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 16.03.2015 tarihli ve 2014/5562 E., 2015/6001 K. sayılı kararı ile;
"... Borçlu aleyhine ilama dayalı olarak başlatılan takipte, borçlu vekili İcra Mahkemesi'nden alacaklının mükerrer takip yaptığından bahisle İstanbul 34. İcra Müdürlüğü’nün 2013/2.9.2 Esas sayılı icra takibinin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, alacaklının, ilk takibinin İcra Müdürlüğü'nce durdurulduğu, ilamın bozulmasından sonra, alacaklının yeni verilen ilamın icrasını yeni bir ilamlı takiple talep etmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir.
Alacaklı vekili tarafından, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 2010/2.8 Esas ve 2010/5.5 Karar sayılı ilamı İstanbul 21. İcra Müdürlüğü'nün 2011/1.2.8 Esas sayılı dosyasında takip konusu yapıldıktan sonra, ilamın bozulması üzerine İstanbul 45. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 2012/96 Esas ve 2013/224 Karar sayılı ilam ise; İstanbul 34. İcra Müdürlüğü'nün 2013/2.9.2 Esas sayılı dosyasında takibe konulmuştur.
İİK'nun 40. maddesi gereğince bir ilamın nakzı icra muamelelerini olduğu yerde durduracağından alacaklının takibine dayanak yaptığı ilamın bozulması üzerine icra muameleleri olduğu yerde durur. Bozma kararından sonra bozmaya uyularak yeni verilen ilamla alacaklının duran takibine devam etmesi ve ilamdan kaynaklanan fark alacaklarının muhtıra gönderilmesi suretiyle tahsili mümkündür. Bu şekilde devam edilebilecek ilk takipten feragat edilmeksizin başlatılan ikinci takip mükerrerlik oluşturacağı gibi usul ekonomisi ilkesine de aykırılık teşkil eder.
O hâlde; Mahkemece, şikâyetin kabulü ile İstanbul 34. İcra Müdürlüğü'nün 2013/2.9.2 Esas sayılı dosyasındaki icra takibinin iptaline karar vermek gerekirken, yazılı gerekçelerle reddine karar verilmesi doğru olmamıştır..." gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. İstanbul 9. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 15.10.2015 tarihli ve 2015/497 E., 2015/862 K. sayılı kararı ile; ilamın bozulması ile eş zamanlı olarak ilk takibin İİK'nın 40. maddesi ile birlikte etki ve sonuçlarını yitirdiği, alacaklının bozma ile birlikte yapılan yargılama sonucu ittihaz olunan yeni karara dayalı olarak tahakkuk eden alacağını yeni bir takibe konu edebileceği, aksi düşünülse bile ikinci takip ile talep edilebilir hâle gelen nihai alacak miktarından ilk alacak miktarının mahsup edilerek bakiye alacak miktarının belirlenmesinin tarafların takip üzerindeki tasarruf hakkı gereği mümkün olduğu, mevzuatımızda ilamın bozulmasından sonra kişinin hükmünü yitiren ilk takipten sonra tahakkuk eden yeni alacağını ilamlı icra yolu ile tahsilini engelleyen herhangi bir hüküm bulunmadığı, AİHM'nin (AİHS'nin) 6. maddesi ile güvenceye alınan adil yargılanma hakkının mahkeme boyutunu yorumlayan içtihatlar özellikle mahkemeler tarafından verilen hükümlerin olabildiğince erken herhangi bir engelle karşılaşmadan etkin bir şekilde infaz edilmelerini önerdiği gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ilamlı icra takibine dayanak ilamın bozulması üzerine, İİK'nın 40. maddesi gereğince ilk takibin geçerliliğini yitirip yitirmediği, burada varılacak sonuca göre bozmaya uyularak verilen ilamla alacaklının ilk takipten feragat etmeksizin başlattığı şikâyet konusu ikinci takibin mükerrer olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. İlamların icrası İİK'nın ikinci babında 24 ilâ 41. maddeler arasında düzenlenmiştir. İlamlı icraya başvurabilmek için hükmün kesinleşmiş olması kural olarak şart değildir. HMK'nın 447. maddesinin atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 443. maddesi gereğince kural olarak temyiz edilmiş olması da ilamın icrasını durdurmaz. Kesinleşmeden icraya konulabilecek bir ilâm, kesinleşmeden icraya konulmuş, borçlu ilâmı (hükmü) temyiz etmiş ve fakat icranın geri bırakılmasına (tehirine) karar verilmemiş olabilir. Bu hâlde, bir taraftan Yargıtay'da temyiz incelemesi yapılırken, diğer taraftan icra dairesi ilâmın icrasına devam eder.
13. İİK'nın 40. maddesinin 1. fıkrası "Bir ilâmın bölge adliye mahkemesince kaldırılması veya temyizen bozulması icra muamelelerini olduğu yerde durdurur" şeklinde düzenlenmiş olup, bu hükme göre îcra işlemleri devam ederken (ilam hükmü tamamen icra edilmeden önce) ilamın bozulması hâlinde, icra işlemleri olduğu yerde durur. İlamın bozulması ile ilamın icrası sadece olduğu yerde durur; yoksa, ilamlı icra takibi iptal edilmez. Bozma kararına uyan mahkeme yeni bir karar verirse alacaklı, bu yeni ilamın da kesinleşmeden icrasını isteyebilir.
14. Uyuşmazlığın çözümü bakımından usul ekonomi ilkesinin de açıklanması gerekmektedir. HMK'nın 30. maddesinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesi, Anayasal dayanağı olan bir ilkedir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa)'nın 141. maddesinin 4. bendinde davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğuna açıkça işaret edilmiştir. Usul ekonomisi ilkesi yasalarda öngörülen düzenleme çerçevesinde yargılamanın kolaylaştırılmasını, yargılamada öngörülen olağan zaman süresinin aşılmamasını ve gereksiz gider yapılmamasını amaçlar ve bunu hâkime bir görev olarak yükler. Bu bağlamda, basitlik, hızlılık ve ucuzluk usul ekonomisini oluşturan unsurlar olarak ortaya çıkar. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 6. maddesinde de usul ekonomisinin yargılamanın makul sürede yapılması unsuruna vurgu yapılmıştır.
15. Usul ekonomisi ilkesi takip hukukunda da uygulanır. Anayasanın 141. maddesinin 4. fıkrasına göre mahkemelerin yargı faaliyetlerinde usul ekonomisini gözetme yükümlülüğü ile takip hukukunda icra organlarının usul ekonomisini gözetmesi aynı amaca hizmet eder. Usul ekonomisi ilkesine göre takibin ve icra faaliyetlerinin mümkün olduğunca kısa sürede, basit ve ucuz şekilde sonuçlandırılması gerekir. Bu ilkenin unsurları, takip hukukundaki görünümüne göre takibin makul sürede tamamlanması, takibin makul giderle tamamlanması ve takibin düzenli bir şekilde yürütülmesi olarak ifade edilebilir. Usul ekonomisi ilkesi takibin her aşamasında gözetilmesi gereken bir ilkedir. Takibin makul sürede ve makul giderle tamamlanabilmesi için, takibin düzenli bir şekilde yürütülmesi gerekir. Takibin düzenli bir şekilde yürütülmemesi karmaşaya ve gereksiz gider yapılmasına sebep olacağı için aynı zamanda takibin makul sürede tamamlanması ve takibin makul giderle tamamlanması unsurlarının da ihlal edilmesi sonucunu doğurur.
16. Somut olay incelendiğinde ise; İstanbul 21. İcra Dairesinin 2011/1.2.8 E. sayılı dosyasında alacaklı tarafından İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.10.2010 tarihli ve 2010/2.8 E., 2010/5.5 K. sayılı ilamına dayalı olarak borçlu aleyhine 01.07.2011 tarihinde başlatılan ilamlı icra takibinde ilamda lehine hükmedilen 500 TL vekâlet ücretinin istenildiği, takibe dayanak ilamın Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 22.11.2011 tarihli ve 2011/3375 E., 2011/10941 K. sayılı kararı ile bozulduğu, mahkemece anılan bozma kararına uyularak verilen İstanbul 45. Asliye Ticaret Mahkemesinin 13.09.2013 tarihli ve 2012/96 E., 2013/224 K. sayılı kararı ile (davalı) alacaklı lehine 13.150 TL vekâlet ücretine hükmedildiği, alacaklı tarafından anılan ilama dayalı olarak İstanbul 34. İcra Dairesinin 2013/2.9.2 E. sayılı dosyasında borçlu aleyhine ilamlı icra takibi başlatıldığı ve takipte 13.150 TL istenildiği görülmektedir.
17. İcra ve iflas hukuku, cebri icra takiplerinin usul hukuku niteliğindedir. İcra ve iflas hukukunun temel amacı takip yapan ve takibe katılan alacaklının takip sonucunda alacaklarına kavuşmasını sağlamak için takip borçlusunun veya üçüncü kişilerin çıkarabileceği engelleri ortadan kaldırmak, bu amaca karşılık ve onunla birlikte borçlu olduğu iddia edilerek takip edilen kişinin yani takip borçlusunun kötü niyetle yapılmış hukuka aykırı bir takibe karşı kendini korumasını sağlayacak hukuki çareleri bulmaktır (Umar, B.: İcra ve İflas Hukukunun Tarihi Gelişmesi ve Genel Teorisi, İzmir 1973, s. 40).
18. Usul ekonomisi ilkesi gereğince, takibe dayanak ilamın bozulması üzerine bozmaya uyularak verilen yeni ilamın icrası, alacaklının duran takibe devam etmesi ve borçluya fark alacakları için icra emri gönderilmesi ile mümkündür. Aksi hâlde İİK'nın 40. maddesinin 1. fıkrası gereğince duran takibe devam edilmeksizin yeni bir takip başlatılması, borçlunun ilama aykırılık şikâyetinde faizin başlangıcı, ödemelerin mahsubu, borç miktarının hesaplanması gibi konularda karmaşaya, gereksiz gider yapılmasına ve takibin makul sürede sonuçlanmamasına sebep olacağından başlatılan ikinci takip, usul ekonomisi ilkesine aykırılık teşkil edecektir.
19. Ne var ki Özel Daire bozma kararının dördüncü paragrafında "Bozma kararından sonra bozmaya uyularak yeni verilen ilamla alacaklının duran takibine devam etmesi ve ilamdan kaynaklanan fark alacaklarının muhtıra gönderilmesi suretiyle tahsili mümkündür." şeklinde açıklama yer almış ise de yukarıda belirtildiği üzere (18. paragraf) borçluya fark alacakları için icra emri gönderilmesi gerektiğinden Özel Daire bozma kararının dördüncü paragrafında yer alan "muhtıra" ibaresi yerine "icra emri" ibaresinin yazılması gerekmektedir. Ayrıca, Özel Dairenin bozma kararının dördüncü paragrafında "mükerrerlik oluşturacağı gibi" ifadeleri yer almış ise de, İstanbul 21. İcra Dairesinin 2011/1.2.8 E. sayılı dosyasında takibe dayanak ilam bozulmakla ortadan kalktığından, İstanbul 34. İcra Dairesinin 2013/2.9.2 E. sayılı dosyasında başlatılan takip mükerrerlik oluşturmadığından "mükerrerlik oluşturacağı gibi" ifadelerinin bozma kararı kapsamından çıkartılması gerektiği kabul edilmiştir.
20. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda açıklanan ve Özel Daire bozma kararının dördüncü paragrafında yer alan " muhtıra" ibaresi yerine "icra emri" ibaresi yazılması suretiyle, Özel Daire bozma kararının dördüncü paragrafında yer alan "mükerrerlik oluşturacağı gibi" ibarelerinin de çıkartılmak suretiyle direnme kararının bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana verilmesine,
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 09.06.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Sıkça Sorulan Sorular
Bozma kararından sonra icra takibi devam eder mi?
Mahkeme kararının temyiz incelemesi sonucunda bozulması hâlinde icra işlemleri tamamen ortadan kalkmaz. İcra ve İflas Kanunu’nun 40. maddesi uyarınca takip işlemleri yalnızca bulunduğu aşamada durur.
Bozma sonrası verilen yeni hüküm için yeni icra takibi açılabilir mi?
Bozma sonrasında verilen yeni ilama dayanılarak doğrudan yeni bir takip başlatılması yerine, daha önce başlatılmış olan takibin devam ettirilmesi gerekir. Uygulamada bu yöntem usul ekonomisi ilkesine daha uygun kabul edilmektedir.
Bozma sonrası fark alacakları nasıl tahsil edilir?
Mahkeme bozma kararına uyarak yeni bir hüküm verdiğinde, alacaklı duran takibe devam ederek yeni ilamdan doğan fark alacaklarını borçluya gönderilecek icra emri ile talep edebilir.
Bozma sonrası başlatılan ikinci icra takibi mükerrer sayılır mı?
İlk ilamın bozulmasıyla birlikte o ilam hukuki varlığını kaybeder. Bu nedenle ikinci takip teknik anlamda mükerrer kabul edilmese de usul ekonomisi ilkesi gereği mevcut takibin devam ettirilmesi gerekir.
Bozma sonrası fark alacakları için muhtıra mı icra emri mi gönderilir?
Yargıtay içtihatlarına göre fark alacaklarının tahsili için borçluya muhtıra değil, icra emri gönderilmesi gerekir. Bu yöntem ilamlı icra takiplerinin usulüne uygun şekilde yürütülmesini sağlar.